Nakışlı bavul / Embroidered suitcase


Kim ne derse desin,nerelerde vakit öldürürsek öldürelim buranın tadı bir başka.Blog için hazırlanmak,telefonla şipşak fotoğraf çekip yüklemeye benzemiyor.Önce bir proje belirliyorsun,onu yapıyorsun,yaptıktan sonra saatlerini harcayıp fotoğraf çekiyorsun.Yetmiyor,tüm o fotoğrafları bir bir kontrol edip düzenliyorsun.

Ne çok vakit alıyor değil mi? Eskiden hep böyleydik.İnstagram çıktı,mertlik bozuldu gibi.Ama orayı da seviyorum ben.Gerçekten şipşak boy gösterebileceğin bir yer.Hatta eskiden şikayet ederdim ben.Off derdim şu fotoğraf düzenleme işi neden bu kadar uzun sürüyor diye.Şu hale bak,özler olmuşum.


Eskiden takip edenler az çok huyumu suyumu bilirler.Mesela en sevdiğim şeylerin başında kutular gelir desem,çoğu takip eden,evet hatırlıyorum ben bunu der hemen.Bir buçuk sene önce başladığım kumaş kutu yapma sevdamda son nokta,bu bavul oldu işte.Tam olarak istediğim gibi olmasa da,bir hayli beğendim de.Yani ilk yapışa göre beğendim diyelim.



Aslında kumaş kutulara sevdalanmam bu küçük bavullar sayesinde oldu.Üzeri nakışlı bavul bir çanta arayışına girdiğimde gördüm ki,böyle bir şey yok.Olanlar normal,dekor amaçlı küçük bavulcuklar.Beğendiklerim de oldu elbet ama bir türlü üzerinde nakış olsun takıntımdan kurtaramadım kendimi.Bir buçuk senelik deneme,yanılma,yapma,bozma,zarar ,ziyandan sonra ortaya bunu çıkarabildim.Tabi ki üzerine ,nakış yolculuğuma başladığım,ilk yaptığım nakışı kondurunca epey de keyiflendim.




Ama tasarlamak sandığımdan çok daha fazla zamanımı aldı.Kapağını açıyorsun,iki parça bir çanta gibi görünüyor ama 21 parçadan oluşuyor bu sevimli şey.Her parça için ayrı kafa patlatmak ve hesaplamak gerekiyor.Ne yalan söyleyeyim üst kapaktaki iç bölüm haricinde çok keyif alarak yaptım.Her aşaması öğretici,zevkli ve neşeliydi.O üst iç kapak ise tam bir kabus gibi çöktü üzerime.İki kere ziyan olan nakış bir yana,olaydan soğumama neden oluyordu neredeyse.Çöpe giden nakışlarıma,kumaşlarıma ve kartonlarıma baktıkça,yok,beceremiycem galiba deyip mutfağa koşarak,kendimi kupa kupa kahveye vurmuşluğum çok olmuştur.



He, bitti de ne oldu? Süs.
Bu kadar uğraştım didindim ama süs olmaktan kurtaramadım maalesef.Evet yaptığım hesaplama hatası yüzünden kilit kısmında sorun oldu.Epey bir kafa patlattım kurtarabilir miyim diye ama şu anda elimde olan malzemelerle kurtuluşu olmadığına karar verdim.Olsun dedim,bağrıma bastım bende.Böyle seveceğim onu,olduğu gibi.



Bütün bu süreç  öyle eğlenceliydi ki,hemen ikincisine başlamamak için zor tuttum kendimi.Araya başka şeyler aldım ki,sıkılmayayım.Ama görünen o ki ikinci bavul da yolda.Bu kez tam olarak becerebileceğimi umuyorum.Yani inşallah :)


Bu kumaş kutu yapma günleri ilk başladığında,bavulun yanına bile yaklaşamayacağımı düşünüyordum.Tabi o zamanlar bir ev kadını olabileceğim fikri bile yoktu ortada..Zamanımın tamamını benim kontrol edeceğim,canım ne yapmak istiyorsa onu yapabileceğim şu anlar,gerçekten ulaşması çok zor bir hayaldi benim için.


Size de öyle mi oluyor bilmiyorum ama,ben yeni bir şey öğrenirken telaşlı,neşeli,stresli,umutlu,kaygılı ve mutlu oluyorum.Bütün bu olumlu ve olumsuz duygular nasıl bir arada var oluyor bilmiyorum ama süreçten öyle büyük keyif alıyorum ki,elimdeki iş bittiği zaman hafif buruluyorum sanki.Bu bavul işinde de böyle oldu işte.Bittiğinde ortaya çıkanı ne kadar sevdiysem de,bittiği için üzüldüm.Belki de bundan sebeptir,elimin hiç boş durmayışı.Sürekli yeni,değişik,bilmediğim şeyleri arayıp bulmayı,yapmayı sonra sıçramayı çok seviyorum.




Üç sene önce bulaştığım ve hala kendimi koparamadığım nakış,istikrar gösterdiğim tek konu oldu.Şimdi ise bavuluma olduğu gibi,her yere bir nakış kondurmadan yapamıyorum.Sanırım buna tutku diyorlar.Gerçekten de fena tutuldum ben bu nakışa.Aklımda sürekli bişeyler bişeyler.Hepsinin ucunda kıyısında mutlaka,küçük de olsa bir nakış.



Mesela on beş gün önce bebek saçı nasıl yapılıyor ki diye merak edip şu uyduruk bebeği diktim.Sırf saç yapabilecek miyim diye.Saçlar oldu da,bebek olmadı :) Yani zaman bol olunca,daldan dala atlamak pek de kolaymış.Ama elbette bu böyle sürüp gitmeyecek.
Önümüzde bir taşınma,şehir değiştirme olayı var maalesef.O zamana kadar,oyalanıp duruyorum.Taşınma işi bitip ev yerleştiğinde,bir kaç misafirim olacak Allah izin verirse,sonrasında ise çok sıkı bir program hazırladım kendime.Neredeyse sabahtan akşama,tam dolu bir program.Yıllardır ertelediğim,boşverdiğim,zamansızlıktan yapamadığım her şeyi koydum içine.

Gerisi için,sağlıkla yapmak nasip olsun diyorum.



Bir de rica etsem mesela,buraya kadar gelip okuduysanız,dönüp İnstagram'a yapmasanız yorumları.Buraya yazsanız,ne güzel olur.Hem bana motivasyon olur tekrar blog yazmak için.Zorlama gibi algılanmasın tabi,oraya yazdıklarınızı da büyük mutlulukla okuyorum.Ama buraya bırakınca tüm bu yapılanların karşılığı gibi oluyor,mutlu oluyor insan :)

Neyse,çok uzatmadan gidiyorum ben.

Mutlu,huzurlu geçsin akşamınız.

Öperim.




Anlama,değişme ve yola devam...






5 Mayıs gecesiydi.İşten gelmiş,yorgun ve oldukça sinirliydim.İçeri girerken,iş yerinde yaşadığım,beni oldukça kızdıran olayın etkisi hala üzerimdeydi.O kadar öfkeliydim ki,yanımda duran ve kızgınlığımın şahidi olmaktan başka yapabileceği bir şey olmadığını anlayan adamı bırakıp,ben bir duşa gireyim dedim.Sinirimin en ufak zerresinin bile ona değmesini istemiyordum.Olanlar benim problemimdi,önce içimde halledip sonra onunla paylaşmalıydım.Ama sakince,her zaman yaptığımız gibi,sevgiyle.

Elime bir elbise askısı alıp,dosdoğru banyoya gittim.kapıyı kapatıp,suyu açtım.Aynaya dönüp, yüzüme baktım.Bayatlamış makyajıma,giderken topladığım ama sağdan soldan dağılmış saçlarıma,bir yakasının ne zaman kalkmış olduğunu bilmediğim takım elbiseye,içine giydiğim bluz ve üzerine taktığım kolyeye.Aynadan yansıyan tüm ayrıntılara tek tek baktım.Gözlerimden alev fışkırıyordu sanki.Öyle öfkeli bakıyorlar,her ayrıntıyı öyle kendini kaybetmişcesine yargılıyorlardı ki.İş yerinde olanlar yüzünden öfkemi kendime yönelttiğimin farkında bile değildim.Ama olacaktım.

Üzerimdekileri çıkartıp suyun altına girince,yüzümü başlığa doğru kaldırdım.On üç saat önce yapmış olduğum makyajın,üzerine sinmiş kokuların ve elbette öfkemin akıp gitmesini bekledim öylece.Kaç dakika durduğumu hatırlamıyorum.Sanırım akan rimeller gözlerime dolup,yakmaya başlayıncaya kadardı.Kendime,haydi dediğimi hatırlıyorum.Toparlan.

Önce makyajımdan kurtuldum.kurtulur kurtulmaz tekrar başlığın altına girip,suyun kulaklarımda yarattığı uğultuyu ve başıma vuran damlaların çarpma sesini dinlemeye başladım.

Bir yanım haydi acele et diyor,diğer yanım ise zerrece umursamıyordu.Başıma çarpan su darbelerinden sersemleyinceye kadar kaldım.Sonra,istemeye istemeye saçlarımı şampuanladım.Köpükler üzerimden akarken gidişlerini seyrettim.Yavaşladığını ve hızlandığını bildiğimiz ama ispat edemediğimiz zaman kavramı,o gün,o banyoda yoktu.Durmuştu yahut çok yavaşlamıştı,bilmiyorum,sadece öyle hissediyordum.Tüm hayatım o anlarda gizliymiş duygusunu üzerimden atamadığım için,duşu bir türlü tamamlayamıyor,bu sebeple uzattıkça uzatıyordum.Akan şampuan köpüklerini izlerken bilmiyordum ama bir kaç dakika sonra anlamını öğrenecektim.

İzleyişim bitip,başımı tekrar suya kaldırdığımda,aklıma kontrollerim geldi.her duşta olmasa da,ayda iki kez kadar kendimi kontrol ederdim.Uzun zamandır da yapmamış olduğumu fark edince,zihnimdekilerden kaçmak,tekrar beni öfkelendiren şeyi hatırlamamak için sağ kolumu yukarı kaldırdım.Bir yandan kendime komut veriyor,diğer yandan tam disiplinli bir asker gibi,komutları uyguluyordum.Bir şarkı gibiydi mırıldandıklarım:

Önce koltuk altı,sonra göğüs çevresi.Parmaklar dans etsin.Tıp tıp tıp...

Şimdi sol kol kalksın,önce koltuk altı,sonra göğüs çevresi,Parmaklar dans etsin : TIP.....

Derin,uzun bir sessizlik.

Zihnin asla durmadığını,sürekli çalıştığını,sen istemesen de mutlaka konuştuğunu söyleyen bilim adamlarına inat,durdu.Belki istediğim kadar uzun süre değildi ama,şok yaşadığında durabildiğini keşfetmenin zevkini bile yaşayamadım.

Elim göğsümde,bulduğum yumrunun üzerinde,tekrar başımı suyun altına soktum.Durduğu beş altı saniyenin acısını çıkartırcasına çalışan zihnimden geçenlere yetişmek için hiç bir çaba sarf etmedim.Sanki olan son gücüm de çekilmiş gibi hissediyordum.

Yaşadığım şoktan yavaş yavaş sıyrılmaya çalışırken,dudaklarımdan telkinler dökülmeye başladı.Akan suyun altında kendimi rahatlatmaya çalışırken,son aylarda ne kadar düşünceli,mutsuz ve hayattan zevk almıyor oluşumu da düşündüm.Zaten içten içe sorguladığım hayatım,bir karar vermemi istermişcesine bunu çıkarttı önüme.Yahut,o kadar derinlerdeydi ki mutsuzluğum,bunu hazırladım kendime,farkında olmadan.

Yaklaşık,yirmi beş dakika ya da yarım saat önce,en önemli şey iş yerinde yaşadığım olayken,o dakikalarda o kadar silik ve anlamsız duruyordu ki.Mikro saniye sonrasında,banyodaki aynada kendimi yargılayışım geldi aklıma.Kendime nasıl bir öfke ile baktığım,yüzde yüz haklıyken bile kendimi nasıl yargıladığım.O anlarda zihnime doluşan şeyleri yazmam mümkün değil,bunu anlatabilmek için tüm hayatımı anlatmam gerekir.Ama bildiğim,emin olduğum tek şey vardı,geçmişte ne olmuş olursa olsun,o gün o banyoda hayatımın yepyeni sayfaları yazılıyordu.

O akşam duştan sonra çıkıp durumu eşime anlatışım,vardiya saatlerimden ve korkumdan kaynaklanan doktora gitmeyi erteleşiyim,yapılan kontroller,biyopsi yapılışı,o sonuçları beklemek...



Tüm bunlar olurken,hayatım devam ediyor gibi gözükse de,içten içe biten bir çok şeyle yüzleştim ben.Mesela '93 senesinden beri icra ettiğim,yükseldikçe artan sorumlulukla aynı oranda yükselen stresli işim.Elbette artan sorumluluk ve stresin bedeli olarak kazancımın çok yüksek oluşunun hayatımıza kattıkları.Evet mesleğimiz maddi olarak refah düzeyi sağlayan bir gelir elde etmemizi sağlıyordu ama yaşayabiliyor muyduk?

Hafta içi 8 saat,hafta sonu 10 saat olarak düzenlenen çalışma saatleri,hafta sonu (cuma-cumartesi) yoğunluktan genelde 12 saate çıkardı.Bu on iki saatin sadece yarım saatlik kısmında oturabilme şansım olduğunu,diğer kalan on bir buçuk saatin tümünü ayakta geçirdiğimi düşününce,eve geldiğimde yorgunluktan hiç bir şey yapamaz halde olduğumu fark edince,izin günlerimde ne yapalım diye soran adama, "yürümeyi içermeyen her şeyi yapabiliriz" diye cevap verince, ve bu durum aylardır devam edip üzerine de insanlıktan nasibini almamış insanlarla uğraşmak düşünce,yeter dedim.Ve sordum eşime,"bu,hayat mı?...

Olmadığına karar verdim-verdik.Geçen hafta istifa ettim,ev kadını oldum.Bir haftadır rüyada gibiyim.Ve işin kötüsü,ev kadını nedir,nasıl olunur hiç bir fikrim yok.Elbette,çamaşır,bulaşık,temizlik,yemek kısımları hakkında bir fikrim var ama bütün günümü bunlarla geçiremeyecek bir ruha da sahibim.Sanırım zamana ihtiyacım var şimdilik,biraz zamana.Sonra su akar yolunu bulur diyorum bir şekil.



Biyopsiden sonra geçen bir haftalık zamanda,ömrümde hiç sorgulamadığım şeyleri bile sorguladım.Gerçekten neye ihtiyacım olduğunu ama nelere sahip olduğumu,paranın hayatımızdaki yerini,ihtiyaçlarımızı toplum baskılarına göre oluşturup oluşturmadığımızı,ruhsal dünyamı ne kadar boşladığımı,dışımın çok doldukça içimin o oranda boşaldığını,kendi üzerimde yarattığım baskıları,endişeleri,korkuları.

Tüm bunların arasında yine de,yaşama sevincimin diğerlerine nazaran çok daha iyi durumda olduğunu görmek şaşırttı beni.Gülmeyi,güldürmeyi bu kadar seven birinin kendine yaptıklarından gözlerim doldu çoğu zaman.Kendimden yola çıkarak insanlığın nice sırlarına eriştim o haftada.Ve anladım ki,eğer sonuç kanser çıksaydı,yine böyle mutlu ve umutlu olurdum.Çünkü hastalıkların  bir haberci olduğunu,hayatımızda yanlış giden,düşünce sistemimizde yanlış giden şeylerin tellalı olduğunu biliyordum.

Bundan sonra,hayatımın nasıl olacağını bilmiyorum.Bildiğim tek şey,tembellik etmek ya da ertelemek için zamanımın olmadığı.Bu ara aklıma ne gelirse,hemen yapmaya başlıyorum.Yarının garantisi yok,hatta yarın diye bir şey yok.Sadece bugün.Yalnız ve yalnız bugün var.Yaşamak için başka bir güne ihtiyaç da yok.

Nefes aldığım için mutluyum,yetmez mi? Kendime ne yaptığımı görmem için bunu bana yaşatan Rabbim e de sonsuz şükür eder buluyorum kendimi.Her durumda ve her koşulda yaşama tutuna iç güdüler,seni sevdiğini her durumda belli eden ve söyleyen dostlar,arkadaşlar,aile,bir de sizler varsınız.Bin şükür ,daha ne isterim.




Değişen ve henüz alışamadığım yeni hayatımdan yepyeni bir sayfa olsun bu yazı buraya.Unutmamak ve yaşamın değerini anlamak ve "gerçekten" yaşamak için...

Sevgiyle


Organizatör / Organizer


Bu kitap çıktı çıkalı elimden düşmedi.Ayda öyle bir şey hazırlamış ki,insan "ay bunu da yapmalı" duygusundan kurtaramıyor kendini.

Daha kitap çıkmamıştı,Ayda kitabının çıkacağını duyurmuştu.İşte,yazısında kullandığı fotoğraflarda aşık olmuştum ben bu organizatöre.Aşık olmuştum ama ne olduğunu bile bilmiyordum.Sadece ucundan,çatısını görmüştüm üstelik.

Kitap elime geçince ilk baktığım bu olmuştu.Ama bakınca öylece de kalakaldım ne yalan söyleyeyim.Küçüktü,sevimliydi fakat zor geldi bana.Küçük küçük kumaş parçalarını düzenlemek,dikmek,yerleştirmek için yanıp tutuşuyordum lakin yapmaya geçince kalakaldım.



Kitap tüm aşamaları en ince ayrıntısına kadar,tüm incelikleriyle anlatmasına rağmen,ben bu çatı işinde çok da başarılı olamadım :(  Çatının son parçalarını yerleştirirken anladım desem daha doğru olur aslında.Ama bir kez daha anladığım şey,Ayda'nın nasıl bir emekle bu kitabı hazırladığı oldu.Öyle bakarken,ay ne güzel,ben de yapıyım,armut piş,ağzıma düş değilmiş :)



Yamuk mumuk oldu çatım,ama bu haline rağmen öyle çok sevdim ki ben bunu.Bittiğinde eşime de gösterdim hemen, "ne sevimli şey bu böyle" dedi.Ayda'nın kitabından diye ekledim gururlu gururlu.Ne? Arkadaşım bir kitap çıkartmış,üstelik bol emekli,harika bir şey.Biraz hava atmayalım mı yani? Atıyorum valla.Her fırsatta,her sohbette bu kitap dilimde.



Bir de ütümün ne kadar eskidiğini,işe yaramaz olduğunu anladım ben bu projeyle.Ne kadar çabalarsam çabalayayım olmayacak,yeni bir ütü almak şart oldu bana.Tavsiyelere açığım,hatta muhtacım arkadaşlar.Üşenmeyin de bir yazıverin bana,hangi ütüden alayım,şöyle güçlü bir şey olsun istiyorum.Ah Ayda,bir de ütümün eskidiğini vurdun yüzüme bu projeyle.


Bir şey daha söyleyeyim size.Neyi fark ettim biliyor musunuz? Eğer tanıdığınız,üstelik sevdiğiniz birine ait bir şeyler yapıyorsanız,akıttığınız enerji daha bir farklı oluyor.Daha içten,daha sevgi dolu ve daha yapılası oluyor elinizdeki iş.Elbette elinizdeki iş böyle olunca,ortaya çıkan enerji,sizin ruh durumunuzu da olumlu yönde etkiliyor.İş olmaktan çıkıp,size olumlu,sevgi dolu bir şey olarak geri dönüyor.



Hem nasıl sevmemeyim,daha önce hiç kendim için böylesi sevilesi bir şeyim olmamıştı.Her ayrıntısından başka bir zevk aldım.Hatalarla dolu bir öğrenme süreci yaşatmasına rağmen,çok sevdim ben duvar organizatörümü.Yaparken öğreten,zorlayan,zorladığı kadar kendine aşık eden projeleri çok seviyorum ben.İşte Ayda'nın bu projesi de bana bunları hissettirdi.Eline,emeğine,aklına,kalbine sağlık Ayda.Gerçekten harika bir işe imza attığını bir kez daha söylemeden geçemeyeceğim.Tüm tebrikleri,övgüleri,gururu sonuna kadar hak ediyorsun.

Yolun öyle açık olsun ki,engel gördüğün her şey,bir çırpıda silinip önünü açsın dilerim tekrar tekrar.

Ve son olarak size de yazayım; kendiniz için sevimli,güzel,mutluluk verici bir şey yapmak isterseniz kitabı almanız yeterli.

Ama daha mutluluk verici olanı,içindekilerden bir kaçını yapmak.Bana inanın.

Mutlulukla dolu geçsin istiyorsanız hayatınız,kendiniz için de bir şeyler yapın...Öperim...



This book is a wonderful.
Dear Ayda has done a gerat job.
If you want to own this book you can buy it from Amazon.

I loved this project so much.I can't wait to do others.
Thank you Ayda.